Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

30 tane "ey hayat" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"ey hayat" tagli diger ogeler resimler , videolar

affetsin uykularım beni!!

başladığım yeri aklıma koyup çıktım yola. kimi zaman uğuldayarak, kimi zaman sessiz sedasız ilerledim. bazen serinlik, bazen ayaz oldum. hoşnutluk ve hoşnutsuzluk taşıdım. çok şeyi sürükledim peşim sıra; kimini yerinden ettim, kiminin yerini buldum.. aklımda kalanlar mı?

olabildiğince sert estiğim viranelerin birinde olacak, bakışlarını karartmış 12-13 yaşlarında kir-pas içinde bir çocuga çarptım birgün. ürpermedi bile. sadece elindeki laylon torbadakileri şiddetle çekti içine. birkez daha çarptım, o da yeniden torbasındakileri çekti.tokat gibi indim yine, ama bu kez yüzüne ya da vücuduna degil, direk kalbine.. ve neler neler gördüm orda; anne baba dayakları, bıçaklar, feryatlar, figanlar.. bu kez üşümüştü. ama bende dayanamadım daha fazla gördüklerime.. hızla terkettim orayı..

yine sert sert esiyordum ki büyük bir kalabalık gördüm, bağrış-çağrışlar içinde.. üzerlerinden geçtim bir büyük tufan kopararak.. kimse aldırış etmedi bana. hepsi panikti , hepsi koşuşturmaca içindeydi. baktım ve anladım sonra neden hiçbirinin üşümediğini.. "aç" tılar.. üşüyemeyecek kadar "aç". ve yiyecek dağıtılıyor diyeydi bu izdiham..

yorulmuştum demin gördüklerimden hızımı azalttım biraz. ağır ağır eserken ıslak birşeylere çarptım. durdum baktım. bu kez 18-19 yaşlarında genç bir kızın gözyaşıydı çarptığım. çarpmamla daha da çok gözyaşı belirdi yanaklarında. elindeki kitaplarına sarıldı sıkıca.. ne derdi olurdu ki insanın bu yaşta?
- ne? aşk için mi?

daha fazla acıtmadım onun da yüreğini, orayı da terkettim. sonra sonra yine kalabalık biryerde buldum kendimi.. ağıtlar yükseliyordu yerden. çok kuvvetli estim, karalıydım üşütecektim. ama benden çok önce öyle bir yangın açmışlardı ki yüreklerine üşütmem imkansızdı. hepsi ağlıyordu. derken öteden bir tabut göründü omuzlarda.. üşütecek biri yoktu burada da.. yine gitmek düştü bana..

eserken eserken açıklarda bir teknede buldum kendimi. iki kişi bir yandan içiyor bir yandan da gülüyorlardı. keyifliydi başta izlemek onları.. ama sonradan onlar da kederlere daldılar. daha yaşlı olanının kızı gurbetteymiş, arayıp sormuyormuş kaç zamandır. diğerini ise işten çıkartmışlar, sövüyor patrondan hükümete kadar herkese.. bu insanları da üşütemezdim ki..

önce denizi dalgalandırdım sonra karaya vurup tozu dumanı birbirine kattım. canım sıkılmıştı gördüklerim karşısında.. vazgeçtim dolaşmaktan. başladığım yere, iki küçük cocugun oyunlarına döndüm..

"- ben doktor oluyum, sende hasta ol!
- yok hayır, ben öğretmen oluyum, sen de öğrenci!"

ah be küçüklerim, hayat öyle bir hastane, öyle bir okul ki.. inanın şimdi oynadığınız oyun; oynananlar içinde en tatlısı..

&&&

bir zamanlar oyunlar oynardık. adı önemli olmayan, bizi eğlendiren, mutlu eden oyunlar. yorulduğumuzda bir köşeye çekilir, kafayı yastığa koyup tasasızca uykulara dalardık. meğer ne tatlı uykularmış onlar. bugün tasasızca uyumak mümkün mü? bunu yapabilenler var mı gerçekten? cevabını bilmesemde, istemezdim zaten ben bu kadar şey olup biterken çocukluğumdaki tatlı uykularıma dalmayı.. affetsin uykularım beni!!

bir büyük yalan şehri..

bir labirent işte.. mitolojide bir yerlerde spiral konmuş adı, çeşitli danslarla, özel adımlarla evrenin merkezine iniyorsun, toprak anayla buluşuyorsun.. buda ya göre sessizlik sanatı, yüceleşiyorsun yapılması gerektiği gibi yaptıkça, göktanrıyla buluşuyorsun.. tasavvufa göre bir kalın hırka giymek,diriyken henüz ölmek,yaradana kavuşmak nihayetinde..

kime sorsan farklı anlatır onu.. bir labirent işte..aşığa sorsan sevgilisinin gözlerindedir.. sarhoşa sorsan bir şişenin dibindedir.. yorguna sorsan kafayı yastığa koyduğu yerdedir..mecnun leyla sında bulur, yunus mevlasında onu..herkes başka başka anlatır..

peki ya bana sorsan; didik didik ederim hayatı.. bir büyük yalan şehridir, gözlerimi açmamla başladı, kapamamla biter..

en büyük gösteri

 herşey tastamam, pusulalar,haritalar yanımda.. ama yollar karışık, varamıyorum sona..

- kahrolsun beyaz atlı prensler, yaşasın yaya krallar..

kucukprens Pek hesaplı ince iş..

Para, para, para.. varlığın bir dert yokluğun ayrı dert. Geç bunları anam babam. Parasız da saadet oluyor.. ülkemin dağlarında ve ovalarında göz kırpmalar banknot, gülümsemeler bozukluk olarak geçiyor. Yürekten bir “merhaba” bütün hazinelerden çok değer buluyor.

Altına atını çekmiş,hafiften toy prensleri bekleyen salak kızlara bir gönderme yapacak değilim ama şu da biline: prenslerin altın keselerinin ağızları, hep çengelli iğnelerle tutturulur. Ve hırslı olanların hep canı yanar..

Neyse efendim konuyu saptırmamak lazım. Ne diyorduk; pek hesaplı ince iş(!)

“Samimiyet” ölmüş buralarda. “değer bilme” can çekişiyor. “sevmek”ten söz dahi etmiyorum. Karşındakine üç-beş parça hediye alınca, kendini matah bişi zannediyor bazıları. Güzel mekanlarda oturulup, güzel yemekler ısmarlanınca tüm görevler yerine getirilmiş oluyor. Artık karşındakine istediğini yap, gık-guk etmeye hakkı olmuyor. Bu muhterem zatlar karşısındakinin ne istediğinden bihaber elinden geleni yapmış oluyor.. ama karşıdaki “hediyelerini ve siluetini çek hayatımdan” derse kıyamet kopuyor. Bunlar kayıtlara “yaşanmışlıklara ihanet” olarak işleniyor ve dahası kişi “yenisiyle değiştirilmek” suretiyle cezalandırılıyor. Hoş hangisinin cezalandırıldığı da tartışılır ya..

Neyse efendim, lafı uzatacak değilim. Her zamanki gibi “neyse ve herneyse”..

Pek hesaplı ince iş bunlar.. benim aklım ermiyor fazlasına. Ben ülkemin dağlarında ve ovalarında mitingler düzenlemeyi bilirim.. Ceplerinde “samimiyet” taşıyanlarla beraber, avazım çıktığınca bağırmayı bilirim.

Ve bence bunu siz de bir kez söyleyin:

- kahrolsun beyaz atlı prensler, yaşasın yaya krallar..

dalmışım daldaymışım..

 tree nefes almaktan çok, özgürlük çekesim var ciğerlerime..



geçenlerde bahçedeki erik ağacı ilişti gözüme. hani şu bizim kuru otlarla kaplı bahçedeki tek ağaçtan bahsediyorum. nedendir bilmem ilginç gözüktü gözüme. öyle ki dalların birinde buldum birden kendimi..

önce adettendir deyip, meyvesi var mı diye dalları bir kolaçan ettim. ama ne gezer, mahallenin haşarı çocukları tek yemiş koymamışlar ağaçta. “zavallı ağaç” diye iç geçirdim, tüm meyvelerini almışlar ondan, kimsesiz bırakmışlar onu..

neden sonra aşağıya baktım bir de. yerden çok yüksekte sayılmazdım. hani düşsem çok çok kolumu, bacağımı kırarım, dedim. ama düşmemekte fayda var, şimdilerde hasta döşek yatmanın zamanı değil.

neyse efendim, çıkmışken buralara bir de yukarı bakayım dedim. bir tek kuş dahi yoktu gökyüzünde. güneş desen bulutun ardına saklanmış. aman yahu sizle mi uğraşcam, diye kızdım bulutlara..
.
.

o ara meraklı bir komşu gördü beni dalda. meraklı ya hani, dayanamadı elbet sordu ne işim olduğunu dalda.. “hasbinallah, sanane be kadın” diye geçirip içimden, indim aşağı.e indim inmesine de kadın cevap bekliyor benden. ne desem, nasıl anlatsam bilemedim.. neden sonra cevapladım sorusunu:

- özgürlük yola çıkmış da ne yandan geldiğini görmek için çıktım ağaca..

bir süre baktı suratıma, sonra tam da beklediğim soruyu sordu:

- ne yandan geliyormuş peki?
- çok seçemedim ama aşağıdan gelmediği kesin..

&&&

hani aklımızın erip ermediği her işe burnumuzu soktuğumuz şu günlerde, dala çıkabilmek büyük bir özgürlük olmuş. daldan kendi irademizle inmek ise en büyük özgürlük..

fasülyenin ahı tutar sonra..

Bean, Jones New Stringless Wax Bean - Maules 1904 -günaydın!
(bu “günaydın” , pencerenin önünde durmakta olan ve sadece toprakla doldurulmuş gibi gözüken, kahverengi saksıdaki tohuma.)

önceki sabah fasulye ektim saksıya. Bilirim fasülyeyi ekmeden önce çimlendirmek gerekir ama o kadar bekleyecek takatim yok.iki gündür adını hatırlamaya calışıyorum: hani bir masal vardı.hani bir çocuk fasülye ekiyordu da toprağa, sonra o fasülyeyi merdiven yapıp çıkıveriyordu göğe.sonra dev midir devasal mıdır, bir adamla başı derde giriyordu,hani. Ah bir de altın yumurtlayan tavuk olacaktı masalın bir yerinde..

neyse efendim, benim derdim tavukla yada altınla değil zaten.(hele altın yumurtlayan tavukla hiç değil.)

ne diyorduk? Fasulye ektim saksıya. İnşallah şöyle göğe kadar uzanan bir de sırık bulucam yakın zamanda. Dikicem sırığı fasülyenin yanına . sırığa sarılan fasulyem de değecek gökkubbeye.. sonra ver elini gökyüzü.

Fasulyenin sırığa sarılması çok rmantik oldu sanırım. Neyse zaten yapmaz fasulye öyle şey. Olsa olsa koluna girer sırığın. Ve ondan sonra ver elini gökyüzü..

Diyeceksiniz bu kez fazla uçtun..
Ben de onu diyorum zaten. Çıkıcam gökyüzüne. Bulutların üstünde keyif çatıcam. Çayımı alacam elime, türkümü doluycam dilime.. bakıcam yeryüzüne.. sonra çözücem ne kadar sıkıntı varsa, aşağıda..
.
.
.

yok yok en iyisi vazgeçmek bu düşten. Yol yakınken çıkarayım ben, saksıdaki tohumu yerinden..

ne açlıklar biter, ne ölümler durur, ne gözyaşı kurur; yukarıdan bakmakla. Doğru değil hem bu tutturduğum yol..hem doğru olsa, bunca yıldır bize tepeden bakan büyüklerimiz çözmez miydi sıkıntılarımızı?

&&&

farz edin ki saksıda ki tohum dile geldi:

-tepeden bakmak istemiyorum!
-tepeden bakmanızı istemiyorum!!

kapıcı amcaya da zahmet olacak ama..

Akşam baya bir dağıtmışız evi, iyice bir toplamak gerekecek.. Gözüm korktu doğrusu. Nerden başlasam acaba?

Hımm.. en iyisi kendi odamdan başlamak. Bi kere önce şu yerlere saçılmış müsvetteleri çöpe atayım. Sonra kıyafetleri katlayayım..
.
.
evet sıra mutfakta. Keşke yıkasaydım akşamdan bulaşıkları. Şimdi bir de mutfakla uğraşmak zorunda kalmazdım. Neyse ilk iş şu tabaklarda kalanları çöpe atayım.sonra biraz su ısıtmalıyım..
.
.
bakalım başka ne iş var yapacak? Ah evet salon. Solanda da toplanmayı bekleyen kanepe örtüleri büyük bir heyecanla beni bekliyor. Ama önce şu üzerine boya dökülen gazeteleri bir çöpe atayım..
.
.

hay Allah dolmuş çöp kutusu. Neyse zaten saat de yedi olmuş. Çöp torbasını kapının önüne çıkartsam artık kimse bir şey demez herhalde. biraz sonra gelir kapıcı amca da zaten, alır gider çöpleri..

&&&

tabi ya neden daha önce düşünmedim ki bunu? Bir torbada yüreğime geçircem bundan sonra. Dertlerle, kederlerle doldu mu, çıkarıp kapının önüne koycam torbayı. Gelsin, alsın kapıcı amca onu da..

devamsızlık edesim var

l\'absent Komut: “Başla”

Başladım 1.kişi olarak. Etraf kalabalık. Yığınla kişi,yığınla olay dört dönüyor etrafımda. Onlar bilmiyorlar benim 1. kişi olduğumu. Peki ben nerden biliyorum bunu? Nerden çıkarıyorum?

Komut: “Devam et”

Devam ediyorum 1. kişi olarak. Olaylar çoğalıyor, kişiler çoğalıyor. 2. kişiyi bekliyorum. Gelmekte gecikmiyor 2. kişi. O da bilmiyor 2. kişi olduğunu. Peki ben nerden biliyorum bunu? Nerden çıkarıyorum?

Komut: “devamlı devam et”

Devamlı devam ediyorum. Olaylar azalıyor, kişiler azalıyor. Sadece 2. kişi kalıyor.2. kişi yerimi alıyor, 1. kişi oluyor. Ama ben bilmiyorum bunu. Peki o biliyor mu?

Komut: “yorulmadan devam et”

Yorulmadan devam edemiyorum.2. kişiyi 1. kişi olarak bulmak, kendimi bulamamak yoruyor beni. Çoğul yaşamaya da hiç yaşamamaya da alışkın değilim ben!

Komut: “zırvalama!”

Nasıl zırvalamam? “hür doğdum, hür yaşamalıyım” ama olmuyor işte. Çoğul yaşamaya başlayınca peşi sıra elinden kaçırıyorsun hürriyeti. Hesap vermeye başladığın anda; yitiyor özgürlüğün manası. İşte bu noktada başlıyor: hayata devamsızlık arzusu”

-devamsızlık yapmak istiyorum artık, hayata..

ama elimden tutup sürüklüyor 2. kişi (yada artık 1. kişi)

-hayata devamsızlık hakkın kalmadı, diyor.

-nası olur bu? Daha ben hiç kullanmadım ki devamsızlıklarımı..

cevap gelmiyor 2. (yada artık 1.) kişiden. Elimden tutyor, beraber tıpış tıpış gidiyoruz, hayatın devamsızlık kabul etmeyen sınıflarına..

ama içimde ukde kalıyor hep:

-1. kişi olmalıyım yeniden. 1. kişi olmalıyım yeniden. Hür dogdum hür yaşamalıyım..

f(1)=0

ke10 arıştırmamak gerek..

"x" yerine konulan "1" denklemin sonucunu "0" veriyorsa; üstelik sayfalar dolusu işlemden sonra ulaşıyorsanız bu"0" a; ve yine üstelik bir gününüzü ve hatta birden cok gününüzü harcayarak ulaşmışsanız bu "0" a; durup düşünmek gerek (!) mutlaka bir yerde hata olmalı. iyice bir tartmak gerek ve hatta gerekiyorsa yeniden çözmek gerek, denklemi..

"x" ile barışıksanız tüm suçu gönül rahatlığıyla "1" e yükleyebilirsiniz. yok eğer "1" in bir suçu yok, tüm suç "x" te diyorsanız; daha uzunca bir süre "0" a ulaşmaya devam edersiniz. ama aklınızın bir köşesinde bulunsun, yada kulağınıza küpe yapıp takın şimdi söyleyeceklerimi;

eğer "x" e fazla yüklenirseniz, denkleminizin sonucu negatif çıkar.

&&&

unutmayın denklem sizin denkleminiz, "x" yüreğiniz. "1" sadece bir degişken ve denkleminizi her an terketmeye hazır bir degişken..


"x" lerinize iyi davranın..

kesik kesik sona doğru..

yavaçca dogruldum yerimden. hafif bir sendeleme.. sonrasında günaydın odam. kalktım, hiç bişeye başlamadan mutfaga gittim, çay koydum ocağa.çakmağı bulamadım, kibritle yaktım altını. sonra banyoya girdim, mutfaktan cıkıp. mümkün olduğunca yüzyüze gelmeden aynadaki le, yüzümü yıkadım. tekrar odanın yolunu tutarken, karar aldım birkez daha; bugün dolmak yok hatıralarla, atmış yılın hesabını yapmak yok.her gün gibi bugün de tutamıycaktım sözümü, ama olsun ben yine de alıyım karar..
- Allah Allah hiç farkında değilim, çıkarken kapatmış mıyım ben bu odanın kapısını?
ee.. unutkanlık da basladı artık, ne bekliyordun ki rukiye hanım.. olup olacagı bu işte.. yaslandın artık.
- hiç vazgecmedin su dagınıklıktan, ne bu odanın hali böyle? neyse dursun artık, bu günlük de idare edlim, carpıntım basladı yine, halim yok. biraz uzansam iyi olcak galiba..
.
.
.
-anne, gercekten bu hoca daha iyi, önce ki kandırmış bizi, hiçbişey ögretmemiş.. lütfen bu daha iyi ya gercekten..
.
.
- ya senin için bu kadar degerli ve özelse neden bana veriyorsun ki? yok, hayır alamam ben bunu..
.
.
- küçük, sevimli bir yerde olur.. hani böyle ıssız bi yer degil ama.. ufak bir kasaba belki.. kutu gibi bir ev.. ahşap.. yok yok ahşap olmasın.. hem evim hem atölyem olur. boyalarımı, resimlerimi yayarım dilediğim gibi.. az daha unutuyordum; çatısı çok önemli. en azından bir bölümü camdan olmalı.. gece yıldızları, gündüz bulutları, güneşi görmeliyim.elimde fırcam kar taneleri düşerken vurmalıyım tuvale..
.
.
.
- olur. gideriz, ben bi konuşuyum da bizimkilerle. çok güzel olur hem de. gerçi bütün kış beni gördün, tatilini de benle gecirmek iyi bir fikir mi sence?
.
.
-liseyi bitir tamam demiştiniz. simdi de böyle söylüyorsunuz. bıktım artık. baska hiç bişey beni heyecanlandırmıyo, baska hiç bişey istemiyorum..ve kendim vercem artık kararlarımı. tiyatrocu olcam ben!!
.
.
-koskoca sınıfta beş kişi gececekmiş zaten, ben olcak değilim ya onlardan biri, boşver..
.
.
- bitti ya.. inansam mı yoksa inanmasam mı buna? bitti okul, ne diyecekler artık ban "mühendis hanım" mı?
.
.
-ayrı eve cıkıcam!!
-hayır aklımı kacırmadım, pekala evelenmeden de aynı sehirde sizden ayrı yasayabilirim.
- banane milletin ne düşüneceginden..
-evde felan kalmadım ayrıca, var daha zamanı..
.
.
.
-okuldayken de verim hesaplıyorduk, fabrikada da.. fark ne? sıkıldım artık.. degişik bişiler olsun Allah'ım lütfen..
.
.
-neyse seni biraz üzdüm ama, bak işte istediğin oldu yine, evleniyorum.. ama benim de istediğim oldu.. istediğim insanla..
- ee.. anlamadım ki simdi ben, niye aglıyorsun ?
.
.
.
- lütfen cok istiyorum "sıla" olsun adı..
- tamam ozaman onu da ikinci isim olarak koyarız, olmazmı?
.
.
- sıla da kocaman kız oldu, dinlemiyo artık beni hiç. kime cekti bu kız bilmem ki?
.
.
- bunu kaldıracak gücüm yok. nede, benden önce? ama söz veriyorum gelicem, bugun yarın gelicem yanına
.
.
.
.
heyy ne bu gürültü, kim bu insanlar, ne işiniz var evimde? noluyor? sen kimsin ya, ne hakla odamı kurcalıyorsun?bu sedye niye? nereye götürüyorsunuz beni? bırakın diyorum size, bırakın.. ordaki hanım kim, neden aglıyor, ne bu feryatlar anlamadım ki?
nereye geldik, neresi burası? cok soguk, buz gibi.. heyy napıyorsun sen, neden örtüyorsun yüzümü? Allah'ım dogru mu duyorum ne diyor bu adamlar?
- gaz kacagı, 3 gün olmus, komsulardan biri farketmiş bu ögleden sonra..
- Allah rahmet eylesin!

&&&

hayat bir cok kareden oluşuyor bana göre.. her karede apayrı bir rol bizi bekliyor. karelerin hangi karelerle yan yana gelicegini hangimiz bilebiliriz ki? ordan oraya sürükleniyor, baska baska hayatlar yasıyoruz.
Chateaubriand'ın dediği gibi;
"insanın bir tek ve hep aynı yasamı yoktur. pespese eklenen bircok yasamı vardır ve cektiği acıların nedeni de budur"